banner92

banner93

banner94
01 Haziran 2020 Pazartesi

TURİZM'DE BU YIL %70'LİK BİR KÜÇÜLME OLABİLİR

Koronavirüs gölgesinde bir Avrupa Günü

08 Mayıs 2020, 09:30
Can Baydarol
Üstünden tam 70 yıl geçmiş. 9 Mayıs 1950, o yıllardaki Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schumann tarafından okunan ve Schumann bildirgesi olarak bilinen belgenin ortaya çıkış tarihi. Bütün AB macerasının ilk kilometre taşı olarak da adlandırmak mümkün.

Hoş sadece Schumann adının olması esas kahramanı anmamızı gölgede bırakmamalı. Savaş yıllarında Fransız planlamasının başında olan Jean Monnet bildirgenin esas fikir babası.

Söylenen farklı, amaç farklı

Bildirgenin mealine kısaca göz attığımızda, “yeni bir topluluk kurulacak ve kurulacak bu topluluk Avrupa’yı mahveden 2 büyük dünya savaşının bir daha çıkmasına engel olacak bir barış ve refah projesi”nin ilanını görürüz.

Kurulacak topluluğun adı Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT). İyi de “kömür ve çelik” ile “barış ve refah” arasında nasıl bir ilişki kurulabilir? Aslında o günün gerçekleri içinde söylenen ile amaçlanan arasında ciddi bir fark olduğunu anlamak gerekiyor. Güzel sözlerin arkasındaki gerçek, Alman kömür ve çeliğinin üzerine 14 yıl süreyle Alman şansölyesi olarak görev yapacak Konrad Adenauer’in karizmasını çizmeden konmak. Kömür ve çelik önemli mi? Evet, hem o günün teknolojisi ile savaş sanayiinin ana girdileri hem de Hitler rejiminin ana finans kaynağı.

Neden Schumann bildirgesi

Yazının hemen başına dönüp bildirgenin neden Scumann adıyla anıldığını da bu noktadan hareket ile açıklayalım. Monet adı çok Fransız, Schumann ise çok Alman. Zira kendisi Strasbourg’lu. Bir Almanların, bir Fransızların eline geçen kent. Dolayısıyla kökenlerinde bir Almanlık olduğu kesin ve bu operasyonun başarısı için biçilmiş kaftan.

Yeni bir hukuk doğuyordu

Bildirge okunuşundan yaklaşık 1 buçuk yıl sonra, 1 Ocak 1952 tarihinde yürürlüğe giren AKÇT kurucu Antlaşmasıyla hayata geçecekti. Antlaşmaya 6 kurucu devlet imza koyacak (Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg) ve tarihte eşi benzeri olmayan bir hukuk sistemi ortaya çıkacaktı: Uluslarüstü Hukuk. Topluluğa katılan bütün üye devletler kömür ve çelik alanındaki bütün egemen yetkilerinden feragat edecekler, bu anlamda ulusal çıkar olmayacak, topluluk çıkarları adına hareket eden Yüce Otorite (üye devletlerden seçilen 1’er temsilciden oluşan) bu yetkiyi kullanacaktı. Hoş 1958’de yürürlüğe giren Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) kurucu Antlaşmasında Charles de Gaulle’ün itirazlarıyla bu kurum tenzili rütbeye uğrayarak Avrupa Komisyonu haline dönüşecekti.

Ulusal egemenliğin paylaşımı ile ilgili olarak ve yeni doğan uluslarüstü hukuk tartışmaları içinde gelişen federal/neo federal, işlevsel/neo işlevsel tezlerin çatışması aslında kamuoyuna pek yansımayan ama uzmanlarına Avrupa içinde büyük çatışmaların varlığını kanıtlayan türden gelişmelerdi.

Bir virüs bütün hayallerin sonunu mu getirecek?

Bu yazının amacı bir Avrupa entegrasyon tarihi yazmak değil. Sadece bir iki gelişmeye dikkat çekerek Coronavirüs gölgesinde kalan günümüz AB’sine de kısaca göz atmak.

Günümüzde kullanılan AB kısaltması büyük çoğunluğumuzda bir Avrupa Birliği’nin var olduğu yanılsamasına yol açıyor. Oysa adı Avrupa Birliği kurucu Antlaşması olan ve 1993 yılında yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması, aslında Birliği kurmamış, Birliğin nasıl kurulacağını tarif etmiştir. Bu anlamda bir çerçeve antlaşma niteliği gösterir ve üç ayak üstünde kendisini tanımlar:

1.    Ekonomik ve parasal birlik: Euro’ya geçiş bugünün sorunları ile ilişkilendirildiğinde bir başarısızlık öyküsü haline hızla dönüşmektedir. Yunanistan’ın batış öyküsü, günümüzde Avrupa’daki aşırı sağın ortaya çıkışı örneğin Thomas Piketty gibi önemli iktisat felsefecileri için Euro’nun suçu ve Euro bölgesinde yer alan ülkelerin para politikaları konusunda ortak bir demokrasi platformunda buluşamamalarının sonucudur. Özellikle virüs sonrasında yeni bir Birlik borçlanması için İtalya ve İspanya’nın talep ettiği Eurobond’a karşı son olarak Alman Anayasa mahkemesinin “Alman vatandaşının vergisi ile diğer AB ülkelerini kurtaramazsınız” mealindeki kararı “Birlik çıkarı mı, ulusal çıkar mı esastır? Sorusuna ikincisi lehine net bir yanıttır.

2.    Adalet ve içişlerinde işbirliği ya da Schengen sisteminin genişletilmiş hali: Bu bağlamda önemli aşamalar kat edilmiş olsa da son olarak ortaya çıkan iki olgunun sistemi tartışmalı hale getirdiği açıktır. Göç dalgası ve göçmen politikaları Brexit sürecini tetiklemiş, Türkiye üstünden göç edenler AB ülkelerinin farklı davranışlar göstermesine yol açmış ve nihayet Corona virüs ile birlikte Schengen sistemi iflas etmiştir. Şu anda Avrupa Komisyonu “Green Lane” tebliği ile en azından tedarik zincirinin ayakta kalması çabası içine girmiştir.

3.    Ortak dış politika ve güvenlik politikası: Kaleme alındığı gün sakat doğduğu iddia edilen bu politika büyük uluslararası gelişmeler karşısında hiç işlememiş ve sembolik olmaktan öteye geçememiştir.

Son söz

Ancak hemen şunu da ifade etmek gerekir ki; 70 yıllık Avrupa entegrasyon tarihi esas itibarı ile bir krizler tarihidir. Evet bugün Coronavirüs ile kendisini gösteren kriz daha önce hiç yaşanmamış boyuttadır. Peki bu durum AB’nin sonunu getirir mi? Hiç sanmıyorum. Şu sıralarda Birlikte olmanın maliyeti üç aşağı beş yukarı kestirilebilir. Ama Birlikten ayrılmanın maliyeti kestirilemez. Birlik bu şekilde sürdürülebilir mi? Kesinlikle hayır. Genel kanaatim Birliğin şekil değiştirerek devam edeceği. Özellikle ortak bir sağlık politikasının her şeyin ötesinde tartışılarak şekilleneceği. Belki 70’li yılların ortasında dönemin Belçika Başbakanı Leo Tindemans’ın ortaya attığı çok ya da farklı vitesli Avrupa tartışmaları yeniden gündeme gelebilir.

Bir de unutmayalım tam üye olsak da olmasak da AB ekonomimiz için bir nefes alanı. Bölünen bir Avrupa’nın Türk ekonomisi için hiç de hayırlı olmayacağını da gözden kaçırmamak gerek.

Neyse 9 Mayıs Avrupa günü virüsün gölgesinde de kalsa kutlu olsun.

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    SAYFALAR
    ARŞİV