banner92

banner93

banner94
16 Aralık 2017 Cumartesi

Fransız Diplomasisinde Beyrut Özlemi - 3

20 Kasım 2017, 02:53
Fransız Diplomasisinde Beyrut Özlemi - 3
Ertuğrul Atlı

Geçtiğimiz hafta Suudi Arabistan’daki iktidar mücadelesi ve Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin istifası uluslararası gündeme bomba gibi düşmüştü. Hariri’nin istifasını Suudi Arabistan’da, Al-Arabiya kanalında açıklaması ve İran destekli Hizbullah'ı topa tutması; Riyad'da rehin tutulduğu ve Suudi Arabistan Krallığı'nca istifaya zorlandığı iddialarına sebep oldu. Lübnan Hizbullah'ının bu iddiaları destekleyen açıklamaları da gecikmeden geldi.

İşte bu atmosferde Ortadoğu ziyareti yapan Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Abu Dabi ve Riyad temaslarını ilk yazımızda, İran politikasını da ikinci yazımızda değerlendirmiştik. Ortadoğu ziyaretinin ilk somut sonucu, Suudi Arabistan’da bulunan Hariri’nin Fransa’ya gitmesi oldu. Macron, 24 saatlik sürpriz Riyad turunda, Hariri ile “gayri resmi” bir görüşme yaptığını açıklamıştı. Bu yazımızda da eski Fransız sömürgesi Lübnan’ın müstafi başbakanının, Paris’te Macron’la yaptığı görüşmeyi değerlendireceğiz.

Çocukları Hala Suudi Arabistan’da

Saad Hariri ilk iş olarak Suudi Arabistan’da rehin olduğu iddialarını yalanlayarak en kısa zamanda Beyrut’a döneceğini açıkladı. Dünya basınında geniş yer bulan bu açıklama, krizin çözüm evresine geçtiğinin bir işareti olarak yorumlandı. Fakat Hariri ailesinin iki çocuğu hala Suudi Arabistan’da. İlginç bir şekilde bu konuda ilk açıklama Fransa Cumhurbaşkanlığı’nda görevli bir üst düzey yetkiliden geldi: “Bu konuda endişelenmek için hiçbir sebep yok. Hariri ailesinin iki çocuğu da Riyad’da kaldılar; çünkü anne ve babaları bunun kendileri için en iyisi olduğuna karar verdiler.”

Fransız Diplomasisinin Beyrut Özlemi

Hariri, Elysee Sarayında, Macron’un Lübnan krizine gösterdiği ilgiye, “Fransa bir kez daha küresel ve bölgesel rolünün büyüklüğünü gösterdi.” diyerek teşekkür etti. Fransa’nın “müesses nizam” içerisindeki gücü ve etkisi tartışılır; ancak bir rol arayışı içerisinde olduğu açıkça görülüyor. Bu arayışta Fransız diplomasisinin geleneksel bir söylemi olarak “Lübnan’ın iç işlerine karışmama ilkesi” öne çıkıyor. Böylece Fransa, Beyrut’un gözünde muteber bir konum elde ederek hem Tahran’la hem de Riyad’la iletişim kurma becerisine sahip yegâne Batılı aktör olmayı başarıyor. Nitekim dün de “Lübnan’da istikrar” vurgusu tekrar tekrar dile getirildi ve Lübnan’ı dış müdahalelerden korumanın önemine dikkat çekildi.

Evrensel gazetesinin “Avrupa’nın Gündemi” köşesinde, Avrupa basınında yer alan çarpıcı makalelerden bir seçki, Türkçe’ye çevrilerek yayımlanıyor. Science-Po Paris’te ders veren Lübnan uzmanı tarihçi Stephane Malsagne’ın L’Obs Dergisinden Sarah Diffalah’a verdiği mülakat Deniz Uztopal tarafından çevrilerek bu haftaki seçkide yer aldı. Burada, Malsagne tarafından yapılan bir değerlendirmeyi aktarmak yerinde olacaktır.

Washington’un tersine Paris, Hasan Nasrallah’ın partisine (Hizbullah) yönelik daha ılımlı bir tavır benimsiyor. 2012 Baadba deklarasyonunun ilkelerine sadık olarak, Lübnan’da Fransız siyaseti istikrar, diyalog ve kurumlara saygıyı savunan siyasi çözümleri -buna Şii parti üyeleri ya da ittifakları da dahil- destekliyor.”

Bununla birlikte Malsagne, Fransa’nın Lübnan ile sömürgecilik döneminden kalma tarihsel bağlarına rağmen Riyad tarafından yürütülen ve Hariri ailesini düşürerek ülkedeki Hizbullah etkisini kırmayı amaçlayan operasyonları engelleyebilecek etkiye sahip olmadığını vurguluyor.

Macron Ne Yapmak İstedi?

Lübnan krizinin patladığını haber alır almaz Riyad’a geçerek Suudilerle görüştü. Hariri’yle ilk teması burada, “gayri resmi” olarak kurdu. 16 Kasım'da Dışişleri Bakanı Le Drian Suudi Arabistan'a giderek Veliaht Prens Muhammed Bin Salman'la görüştü. Macron son olarak da müstafi Lübnan Başbakanı’nı Elysee Sarayı’nda ağırladı.

Bütün bunlar şüphesiz Macron’un Fransa dış politikasında kendi etkisini artırma iddiası çerçevesinde okunmalı. Fransız lider, eski sömürgesindeki krize anında müdahil olarak bir rol çalmaya, Ortadoğu’da en etkili olduğu başkent olan Beyrut merkezli krizde arabulucu olmaya çalıştı. Ancak görünen o ki Washington - Tel Aviv - Riyad üçgeninin belirleyici etkisi, Paris’in farklı taraflarla olan iletişimini değerlendirebileceği bir manevra alanını henüz Macron’a tanımadı.


Macron Dış Politikası Yazı Dizisi 1: "Macron'un Gizli Düşü"

Macron Dış Politikası Yazı Dizisi 2: "Macron'un İran Dengesi"



Ertuğrul Atlı

ertugrul.tavak@gmail.com

 

 

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    Avrupalı Türkler: En Başarılı Siyasetçi

    SAYFALAR
    ARŞİV

    banner82