banner92

banner93

banner94
10 Aralık 2019 Salı

Vakıfbank Neden Hisselerini Maliye ve Hazine Bakanlığına Devretti

Bir medya patronunun ardından: Nazım Hikmet nasıl kaçırıldı, gazeteciler patrona rağmen nasıl haber atlattı?

11 Kasım 2019, 11:10
Bir medya patronunun ardından: Nazım Hikmet nasıl kaçırıldı, gazeteciler patrona rağmen nasıl haber atlattı?
Doğan Satmış
 

Bir medya patronunun ardından: Nazım Hikmet nasıl kaçırıldı, gazeteciler patrona rağmen nasıl haber atlattı?

 

Doğan SATMIŞ

 

Eski gazete patronu ve eski bakan Malik Yolaç’ı kaybettik. Kendisi 98 yaşındaydı. Yaklaşık 2 yıl önce 1918 yılının ocak ayında gazeteci ağabeyimiz Güngör Denizaşan, “Hadi gel Malik Yolaç’ı Moda’da evinde ziyaret edelim” deyince, hemen yola çıkmış, Malik Bey’in evine gitmiştik.

Malik Yolaç adını eski gazeteciler çok iyi bilir. Genç gazeteciler de sık sık duyar. Kendisi, eski bir medya patronudur. Hem Akşam gazetesinin eski sahibi hem de eski bir politikacı ve bakan…

Yani medya patronluğu ile siyaseti birlikte sürdürmeyi başaran bir işadamı.

Daha 40 yaşındayken, 1963-1965 yılları arasında, İsmet İnönü’nün kurduğu koalisyon Hükümeti’nde Devlet Bakanlığı yaptı. Ancak hiç bir partiye girmedi, “bağımsız” bir milletvekili ve “bağımsız” bir bakandı. Malik Bey’in Moda’daki evinde denize nazır salona girdiğimizde, 7 yaş küçük kardeşi Kayhan Yolaç ile tavla oynuyordu.

Malik Yolaç, Türk Basın Tarihi açısından çok önemli bir gazete patronuydu. Önemini, zamanında Yolaç’ın Akşam gazetesinde çalışmış olan duayen gazeteci Rahmi Turan şöyle anlatır:

“Malik Yolaç’tan önce, bütün gazeteler İstanbul’da basılır, Anadolu’ya 2-3 gün sonra giderdi. Malik Yolaç, Anadolu’ya günlük gazete göndermenin yolunu açtı.”

Gerçekten Malik Yolaç da, Ankara’da ilk matbaayı kurduğunu, günlük gazeteleri İzmir’e uçakla yolladığını, Adana’ya günlük gazete ulaştırdıklarını anlattı. Günümüzde, sosyal medya ile her haberi anında öğrenme lüksü içindeyken ve başka da bir haber kaynağı yokken, günlük gazetelerin 2-3 gün sonra size ulaşmasının nasıl bir şey olduğunu tahmin edebilirsiniz.
BAKAN’A TEMBİH : BU HABER GİZLİ KALSIN


Malik Yolaç, hem medya patronu hem de siyasetçi iken yaşadığı ilginç ‘gazetecilik vakası’nı şöyle anlattı.

“Ben koalisyon hükümetinde bakanken, hükümetten haberler de dışarı sızıyordu ve gazetelerde çıkıyordu. Bu yüzden bir toplantıda konuşulanların dışarı sızmaması için Başbakan Yardımcısı özel ricada bulundu, ‘gizli kalsın’ dedi. Ben de ‘Peki’ dedim, zaten sızan haberlerle alakam yoktu, gazete benimdi ama çıkan haberlerden haberim yoktu. Ancak ertesi gün, bakanlar kurulunda konuşulanlar Akşam gazetesinde, yani benim gazetemde yine manşet çıkmasın mı? Bir sonraki toplantıda yine benzer uyarı, sonra yine manşet çıktı. Bunun üzerine gözler bana döndü tabii ki, haberi ben sızdırıyormuşum gibi. Ama benim de haberim yok gerçekten. Sonunda, bana inansınlar diye gazetenin yazı işleri müdürünü aradım. Masum olduğumu kanıtlamak için de Başbakan Yardımcısı, paralel telefonda konuşmalarımızı dinliyor. Dedim ki yazı işleri müdürüne, “Aferin, amma güzel çalışmışsınız. Bugünkü manşeti nereden öğrendiniz? Yazı İşleri müdürü ‘Efendim, Spor Bakanı anlattı’ diye net yanıt vererek, beni kurtardı. Döndüm Başbakan Yardımcısını’na, ‘Gördünüz mü, benimle ilgisi yok. Bir daha beni suçlamayın’ dedim.”

Öncelikle, yeri gelmişken bir konuya açıklık getirelim. Normalde, gazeteciler haber kaynaklarını, yazılanlar doğru olduğu sürece, kendi editörleri dışında kimseye açıklamazlar. Ancak burada patron sözkonusu olduğu için yazı işleri müdürü bunu açıklamakta bir sakınca görmemiş anlaşılan.

MEDYAYI NİYE BIRAKTI ?

 

Malik Yolaç’ın anlattığı bu olay şu açıdan da çok önemli. Eğer gazeteler veya başka medya organları, patronlarından bağımsız çalışıyorlarsa, işleyiş genel olarak böyledir. Yani patron da verilen haberleri, herkes gibi sonradan görür. (Türkiye’de son yıllarda işler böyle değil diyenleri duyar gibiyim ama konumuz o değil.)

Malik Yolaç aslında bir armatördü. Akşam gazetesini, gazeteci Hıfzı Topuz aracılığıyla satın aldığını ve gazete patronu olduğunu söyledi.

“Niye medyayı bıraktınız?” sorusuna ise çok net bir yanıt verdi: “Yürütemedik.”

Neden yürümediğini de şöyle açıkladı:

 “Gazete solcuydu. Yazarları olduğu gibi kabul ettik, solcuysa solcu, sağcıysa sağcı. Ama böyle bir demokratik ortamla gazete sürmedi. Baskı vardı, Hasan Polatkan (Adnan Menderes’in Başbakanlığı döneminde Maliye ve Çalışma Bakanlığı yaptı, 27 Mayıs döneminde idam edildi) bize devamlı müfettiş gönderiyordu. Müfettişlerden biri 6 ay sonra vekil oldu, biri müsteşar oldu. Birini daha verdi, o da canımıza okudu. Daha sonra mahkemede kendimizi zor kurtardık.”

NAZIM HİKMET TEKNESİYLE KAÇTI

 

Son bir not ekleyeyim. Bilindiği gibi ünlü şair Nazım Hikmet, tahliye edildikten sonra yurtdışına Malik Yolaç’ın teknesi ile kaçırılmıştı. 17 Haziran 1951’de yaşanan bu olay, uzunca bir süre çok gizli kaldı. Nazım Hikmet’in yurtdışına kaçırılışını o yıllarda yedek subay olan gazeteci Refik Erduran gerçekleştirdi. Duayen gazeteci Refik Erduran, aynı zamanda akrabası olan Nazım Hikmet’i kaçırdıktan ve zamanaşımı da geçtikten sonra yaşadıklarını Güneş Gazetesi’nde yazı dizisi olarak ayrıntılarıyla yazdı. Erduran’ı bu olayı anlatması için de yine duayen gazeteci Tufan Türenç ikna etmişti.

 

 

Malik Yolaç, bu ilginç kaçırılma olayında kendi teknesinin kullanıldığını bilmiyordu. Yolaç bu anısını gazeteci dostumuz Betül Kabahasanoğlu’na Posta Gazetesi’nde şöyle anlatmıştı:

“Kristof marka bir motorum vardı. Onu satmak istedim. Bir karı-koca geldi. Son derece efendi konuştular, almak istediklerini söyleyip, denemek için kendilerinde bir süre kalıp kalamayacağını sordular. Güvendim, ‘Tamam. Akşama getirirsiniz’ dedim. Akşam oldu ne gelen var ne giden. Ertesi gün tekneyi getirip beğenmediklerini söylediler. Ben ne bileyim meğer gelenler Refik Erduran ve eşiymiş, ünlü şair Nazım Hikmet’i benim teknemle yurtdışına kaçırmışlar!”
“Bilseydiniz izin vermez miydiniz?” diye sordum.

“Hayır asla öyle bir işe bulaşmak istemezdim. Bir komünistliğim eksikti!”

‘ERKEK GEYİKLERİ’ AYNI

 

Malik Yolaç’la buluştuğumuz gün kendisi 98, kardeşi 91 ve evlerine beraber gittiğimiz Güngör Denizaşan 85 yaşındaydı. Benim de yarım aşırı devirdiğimi eklersem, dördümüzün yaşı neredeyse 4 asra yaklaşıyordu.

O günkü sohbetten aklımda kalan bazı esprileri maalesef yazamıyorum. Ama şunu söyleyebilirim. Erkekler 90’ınına da geçseler, “Erkek geyiği” pek değişmiyor, konu kadınlar olunca aynı şeylere gülüp eğleniyorlar…

Malik Bey renkli bir isimdi, kalanların başı sağ olsun.

 

 

 

 

 

 

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    SAYFALAR
    ARŞİV