banner92

banner93

banner94
27 Mayıs 2019 Pazartesi

Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Erdoğan’la buluştu

Batı ila Doğu Arasında Süregelen Denge Oyunu

07 Mart 2019, 20:50
Batı ila Doğu Arasında Süregelen Denge Oyunu

Türk-Rus ilişkileri, bölgesel ve küresel etkileri olan, son 400 yıllık tarihimizde alehte ve lehte pek çok gelişmeyi kapsar. Rusların “imparatorluk” olarak “Büyük Petro” liderliğinde tarih sahnesine çıkması üzerine, Osmanlı İmparatorluğu’yla inanılmaz bir hakimiyet mücadelesi başlar. 

“Rusların tarihsel hedefleri”

Rusların tarihi emelleri İstanbul’u yeniden Ortodoksların başkenti yapmak, sıcak sulara inmek ve slavların üzerinde etki sahibi olmak olmuştur. Küçük Kaynarca Antlaşması bu bakımdan önemlidir. Unutmayalım Ruslar 19. yüzyılda “hasta adam” olarak tanımladıkları Osmanlı’ya karşı büyük savaşlar veriyor, kendini Ortodoksların hamisi ilan ediyordu. Sonuç olarak Osmanlı Devleti yıkıldığında, Rus imparatorluğu’da yıkılmıştı ve imparatorlukların devri kapanıp işbirliği çağına geçilmiştir. 

Rus Çarlığı Osmanlı’ya karşı SSCB kurulmadan iki önemli başarı elde etti. İlki Karadeniz’e kuzeyden inmesi, ikincisi Hazar’a inerek Osmanlı’nın Asya’ya açılan kapısının önünü kesmesi olmuştur. Elbette İstanbul’u almaya ve Akdeniz’e inmeye gücü yetmese de Rus Çarlığı’nın ve SSCB’nin devamı kabul edilen Rusya, bugün Suriye meselesi ile Akdeniz’e inmiştir. Bunun geçmişin bir tezahürü olarak kabul edilmesi gerekir. 

“Akdeniz’e inmek”

Rusya çok soğuk bir kara ülkesidir. Avrupa ve dünya ile entegrasyonunu demiryolları dışında, su yolları sağlar. Bu bakımdan Karadeniz’in kuzeyini hakimiyet alınması ile Akdeniz’e inme politikasının ön adımı gerçekleşmiş olur. Rus Çarlığı yıkıldıktan sonra da bu devlet politikası olarak benimsenir.

Soğuk Savaş dönemi boyunca Akdeniz’e kıyı ülkelerde 1980’lere kadar önemli bir avantaj yakalayan SSCB, ciddi bir yakınlık içersinde, ABD karşında üstünlük kurdu.  Rusya kurulduktan sonra siyasal desteğin kaldığı tek ülke Akdeniz’de Suriye olmuştur. Suriye meselesi ile “Lazkiye’ bölgesinde deniz, hava, kara üssü bulunan Rusya, ilerde Türkiye için güvenlik problemi oluşturacaktır. Bunun yanında Doğu Akdeniz’de keşfedilen doğazgaz rezervlerine de şimdiden hak iddia etmeye başladı Güney Kıbrıs ile çok yakın ilişkilere sahip. Demek ki Ruslar tarihsel hedefini başarmış gözüküyorlar. 

“II. Dünya Savaşı Sırasında Türk-Sovyet İlişkileri” 

II. Dünya Savaşı insanlık tarihinin en kanlı savaşı olarak hatırlanacaktır. Milyonlarca ölüm ve yıkım tüm dünyayı kasıp kavururken Türkiye bu yıkımın dışında kalmayı başarmıştır. 

II. Dünya Savaşı boyunca izlediği denge politikası ve akılcı dış politika sayesinde Türkiye bu yıkımın dışında kalmıştır. 

“Batı ila Doğu Arasında Süregelen Denge Oyunu”

Türk-Rus ilişkiler SSCB kurulduktan sonra olumlu olmuştur. Batı’nın Anadolu işgaline karşı TBMM’yi ekonomik ve askeri açıdan desteklemiştir. Bu destek elbette Rusların Türkleri çok sevmesinden değil, yanı başında İngilizleri ve Fransızları görmek istememesindendir.

1943 yılında Almanlar Barborassa Harekatını gerçekleştirene kadar ilişkiler Almanya ile korunmuş, hatta Almanlar harekata başladığı zaman Çankaya’da İnönü çok da sevinmiştir çünkü Naziler Türkiye yerine Rusya’yı işgal etmiştir. II. Dünya Savaşı boyunca SSCB Türkiye’nin Naziler ile ilişkilerini kesmemesinde ciddi rahatsızlık duymuştur. Türkiye’yi bu açıdan çok sıkıştırmıştır. Tahran Konferansı’nda Türkiye’nin savaşa girmesinin gerektiği fikrini savunmuştur. “Gerekirse enaelerinden yakalayarak” şeklinde ileride de taşıyan Stalin, bu sayede Nazi kuvvetlerini dağıtacak ve kendi işini kolaylaştıracaktı. Churcill’de bu konuda aynı görüştedir ve nihayetinde ilk lez Adana Yenice İstasyonun’da Churcill ve İnönü bu konuyu konuşurlar. İnönü savaş için Türkiye’nin hazırlıklı olmadığını, askeri açıdan yetersizliğini savunur. Bu yardımların temin edilmesi halinde Türkiye’nin amcak savaşa katılabileceğini söyler. Churcill bu yardımları karşılayamaz ve Kahire’de bu konuyu Roosvelt’i de yanına alarak İnönü’ye iletir. İnönü aynı talepleri yeniler ve Roosvelti’nde yaklaşımına uyarak bunu reddeder ve savaşa fiilen girmez. Sadece BM’ye üye olmak için savaşın son haftalarında sembolik olarak Almanya’ya savaş ilan eder. Bu Stalin’i hiç mutlu etmemiştir. SSCB’nin kaybı artmıştır. Bir diğer önemli konu ise Roosvelt’inde savunduğu görüştür bu, Türkiye’nin savaşa girip, Nazilere karşı kaybetmesi ve ardından SSCB’nin Türkiye’yi kurtarma ihtimali olmuştur. Bu durumda SSCB’nin Türkiye’den geri çıkmama ihtimali Roosvelt için göze alınamayacak bir risk taşımaktaydı. Bu bakımdan Ankara, Moskova’ya güvenmemiştir. 1943 Moskova Zirvesi’nde Churcill ve Stalin tarafından anlaşılan bu konu İnönü tarafından oyalama, denge politikaları ile geçmiştir. 

Türkiye sadece 1944’dün Temmuz ayında Almanya’yı karşısına almıştır. 

Türkiye açısından sürdürülen bu politikalar savaş sonrası değişmemiştir. 

II. Dünya Savaşı sonunda yeni bir dünya düzeni oluşur mesela sadece Avrupa’da 47 tane devlet kurulmuştur. Yalta’dan evvel Stalin ve Churcill Moskova’da bir araya gelirler ve Yüzdeler Antlaşması şeklinde Avrupa’yı bölüşürler(Paytlerim %50-%50 şeklinde). İş Türkiye’ye geldiği zaman Churcill Stalin’e “Türkiye buna dahil değil, o bizdendir” demiştir. Bu noktada bu görüşmede bizim için çok önemlidir. Unutmayalım 1947’de Stalin cüretkar bir şekilde Türkiye’den Kars, Ardahan ve Erzurum’un yanında boğazlardan üs istemiştir bu tehdite karşı Türkiye Batı ile bütünleşmeye başlamıştır. ABD Başkanı Truman NATO’nun sınırlarının Ardahan ve Kars’tan başladığını telakki eder. Yine cevap olarak ABD Büyükelçimiz Münir Ertegün’ün naaşını missouri zırhlısı ile İstanbul’a getirir ve Türkiye’ye “ben senin arkandayım” mesajı verilir. 

Tüm bunlar ABD ve SSCB arasında bir denge politikasına dönüşür. 

Günümüzde Suriye meselesi başta olmak üzere bir çok konuda kavgalı olduğumuz ABD’ye karşı kendi politikalarını ve menfaatlerini önceleyen Türkiye’ye çok sert ve yaptırım tehditlerinde bulunan ve uygulayan ABD’ye karşı, Rusya ile Astana’dan bu yana ilişkilerin geliştirilmesi ve sonunda Suriye’ye iki önemli operasyon yapılması yine “denge politikası” ile ilişkilidir. Bu bakımdan NATO ülke olan Türkiye, Rusya’dan “S-400 Hava Savunma Füzesi” alacak kadar işi ileriye götürdü fakat ABD Türkiye’nin restine karşı F-35’ler konusunda adım atınca Türkiye çok zor bir durumda kalmıştır. 

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    SAYFALAR
    ARŞİV