banner92

banner93

banner94
18 Eylül 2018 Salı

Tahran’daki İdlib görüşmelerinden bir sonuç çıkmayacak

Türkiye’nin Utanç Verici Çocuk İstismarı Tablosu

05 Temmuz 2018, 16:31
 Türkiye’nin Utanç Verici Çocuk İstismarı Tablosu
Karaman’da Ensar Vakfı’na bağlı olan öğrenci yurtlarında bir öğretmenin 2012-2015 yılları arasında 45 çocuğa cinsel istismarda bulunduğu ortaya çıktı… 

Adıyaman’ın Gerger ilçesindeki bir yatılı imam hatip okulundaki hizmetli 18 çocuğa cinsel istismarda bulundu…

Kilis’te bir okul müdürü yaşları 7, 8, 10 ve 11 olan toplam 14 çocuğa cinsel istismarda bulundu….

İzmir’in Menderes ilçesinde bir ilkokul müdürünün 6 kız öğrenciye pornografik film izleterek cinsel taciz ve istismarda bulunduğu ortaya çıktı…

Arkadaşının dedesinin tacizine uğrayan 9 yaşındaki Y.K. aylarca psikolojik tedavi gördü, duruşmada tacizcisiyle karşılaşacağı için yaşadığı stres ve korkuya minik kalbinin dayanamaması sonucu kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti...

Maraş’ta 71 yaşındaki H.B’nin cinsel tacizine maruz kalan 8 yaşındaki kız çocuğu ilaç içerek intihara kalkıştı…

12 yaşındaki bir kız çocuğu, 4 yaşından beri akrabaları tarafından cinsel tacize uğradığını belirterek polise başvurdu; 8 yıl boyunca uğradığı taciz ve tecavüz vakalarını ev ev çizerek krokiyle anlattı...

Ankara’nın Polatlı ilçesinde kaybolan 8 yaşındaki Eylül’ün cansız bedeni bir elektrik direğinin dibinde gömülü olarak bulundu. Yapılan otopside cinsel istismar sonrası boğularak öldürüldüğü belirlendi…

Bunlar okurken boğazımızın düğümlendiği, mağdurlarına iç çekerek faillerine lanetler ettiğimiz ve her seferinde bunun son olmasını dilediğimiz haberlerden yalnızca birkaçı. Türkiye’nin hâlihazırda çocuk istismarı karnesi yeterince kötüyken her gün bir yenisine uyandığımız yüz kızartıcı manşetlerin ardı arkası kesilmiyor. Üstelik medyada yer edinebildiği için haberdar olduğumuz bu skandalların bir de görünmeyen, üstü kapatılmaya çalışılan ve/ya Türkiye’nin yoğun gündemine oturamayan yüzlercesi olduğu gerçeği de değişmiyor.

Dehşete Düşüren İstatistikler

Adalet Bakanlığı 2014 verilerinde her ay Adli Tıp Kurumu’na 650 çocuk cinsel istismarı vakasının gönderildiği, gerçekleşmiş vakalardan yüzde 50’sinde, zihinsel engelli çocuğa istismarda bulunan kişiye mahkemenin indirim uyguladığı, iyi hal ve saygın tutum indirimlerinin devam ettiği, açılan toplam dava sayısının 40 bin 266, karar çıkan dava sayısının 24 bin 825 ve mahkûmiyet kararının 13 bin 968 olduğu ifade edilmektedir. Yine Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre 2017 yılında 33 binden fazla çocuk cinsel istismara uğradı ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların yüzde 37’sini “çocuk istismarı” oluşturdu. TÜİK verileri ise 2015 yılında 12 bin 689 ve 2016 yılında 16 bin 877 çocuğun cinsel suçlardan mağdur olduğunu gösteriyor. Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği’nin 2016 raporuna göre, çocuk istismarı vakalarında son 10 yılda 700 kat artış yaşandı. Eğitim Sen, 2016-2017 Eğitim-Öğretim Yıl Sonu Eğitimde Cinsiyetçilik Raporu ile 2002’den bu yana 18 yaşın altında 440 bin çocuğun doğum yaptığını, 15 yaşın altında cinsel istismara uğrayarak doğum yapan çocuk sayısının ise 15 bin 937 olarak kayıtlara geçtiğini belirtti. Türkiye Psikiyatri Derneği ise hazırladığı raporda Türkiye’de istismara uğramış çocuk oranını yüzde 33 olarak tespit etti. Yani her üç çocuktan biri!

Tartışmalı Yeni Yasa Tasarısı

Hazırlanan taslakta öne çıkan iki değişiklik cezaların artırılması ve kastrasyon (kimyasal hadım) uygulaması. Yeniden gündeme gelen bu taslak öncelikle Adana’da ve Antalya’da 5 yaşın altındaki çocukların istismar edilmesinin yarattığı tepki sonucu kurulan komisyonda şekillenmişti. Tasarının bu alanda çalışan uzmanlar, kadın ve çocuk sivil toplum kuruluşları tarafından eleştirildiği noktalar ise şu şekilde:

1-    Taslak hazırlanırken bu alanda çalışan uzmanlara ve meslek örgütlerine danışılmadığı iddia edildi. Türk Tabipleri Birliği ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası “bize görüş sorulmadı” açıklaması yaptı.

2-    Tasarı cezalarda yaşa göre kademelendirme içeriyor. Cinsel istismar suçunun nitelikli halinin 12 yaşını tamamlamamış çocuğa karşı işlenmesi ve ağırlaştırıcı nedenlerden herhangi birinin bulunması durumunda fail hakkında müebbet hapis cezası verilecek. Ancak 12-15 yaş arası çocuklarda suçun “cebir ve şiddet” ile işlenmiş olması şartı aranıyor. 15 yaşını tamamlamış çocukların istismarını suç saymak için ise “silah kullanma” şartı var.

3-    Uzmanların açıklamalarına göre “akran cinselliği” fail ve mağdur arasındaki yaş farkının fazla olduğu durumlara göre daha ağır cezalar içeriyor. Verilen örneklere göre kız arkadaşı ile ilişkiye giren 15 yaşındaki bir çocuk 16-40 yıl hapis cezası istemiyle yargılanabilecekken, 15 yaşını dolduran kızına tecavüz eden baba (silah kullanmadıysa) 10-15 yıl hapis cezası istemi ile yargılanabilecek.

4-    15 yaşını tamamlamış olanların akran cinselliğinde öngörülen ağır cezaların çocuk mağdurlar yaratması ve ilerleyen zamanlarda bu mağduriyet gündeme getirilerek istismardan hüküm giyenlere af getirilmesi veya yeniden cezaları hafifleten düzenlemeler yapılması endişesini ortaya çıkarıyor.

5-    Bunun yanı sıra kanuna “yayın yasağı” maddesi ekleniyor. Aslında bazı durumlarda çocuğun lehine olabilecek bu yasak ise kamuoyu tepkisinin engellenmesi açısından sorun teşkil ediyor. Sosyal medyanın etkisinin azımsanamayacağı ve birçok taciz/tecavüz vakasının kamuoyundan gelen tepkiler üzerine gündeme oturarak üzerine gidildiği göz önünde bulundurulduğunda yayın yasağının kamuoyu gücünü azaltacağı düşünülüyor. Yanı sıra cezaların caydırıcı olduğunu düşünen kamuoyunun konuya ilgisinin azalacağını hesaba katarsak, çocuk istismarının gündemden düşeceğini ve yaşanan olayların üstünün kapatabileceğini de vurgulamak gerekiyor.

Cezaların Artırılması Çözüm Müdür?

Cezaların artırılması her zaman çözüm değildir; hatta tam tersine cezasızlık riski yaratabilir. Cezanın ağırlığı, başta aile içi istismar vakaları olmak üzere birçok durumda, “mağdur” ve yakınlarını suçu ihbar yerine alternatif çözüm arayışlarına iter.

Avukat Hülya Gülbahar’ın 2014 yılında yaptığı yorum bu konudaki endişeleri özetler nitelikte: Toplumsal sorunlar cezaları ağırlaştırarak çözülemez. Cezaları çok ağırlaştırırsanız; örneğin kadın tecavüz davalarında cezayı çok ağırlaştırın, bu kez delili ortadan kaldırmak için tecavüz edip öldürme fiili gerçekleşir. Bu yüzden dünyanın hiçbir yerinde orantısız şekilde arttırılmış cezaların soruna çözüm olduğu görülmemiştir. Nitekim Türkiye’de 2005 yılında yeni TCK’da bu cezalar çok ağırlaştırıldı zaten. Ama caydırıcı olmadı. Hepimiz görüyoruz ki, bu suçlar daha da arttı. Bu yüzden cezaları arttırmak değil, etkili bir şekilde ve mutlaka var olan cezaları uygulamak. Tahrik indirimi, iyi hal indirimi, denetimli serbestlik yasası, paraya çevirme, hükmün açıklanmasının geriye bırakılması vs. bunlar zaten cezayı ortadan kaldırıyor. Bir elinle cezayı kanuna koyuyorsun, öbür elinle var olan cezaları geri almış oluyorsun. Önemli olan var olan cezaları etkili bir şekilde uygulamak.”

İdam ve Kimyasal Hadım

Geldiğimiz noktada toplumun bir kesimi daha ağır cezaların caydırıcı olduğunu düşünerek istismar vakalarında kimyasal hadımı hatta idamı desteklemektedir. Ancak tekrar etmekte fayda var: “Cezaların artırılması çözüm değildir, hatta cezasızlık riski yaratır.”

Elbette hepimiz çocukları istismar eden sapıkların en ağır cezayı çekmesini, toplumdan silinmesini istiyoruz. Ancak “idam” gibi Türkiye’nin de imzaladığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olan çağdışı bir uygulamanın bu sorunun cevabı olduğunu şiddetle savunmadan önce konuyu her yönüyle ele almak gerekir. Zira idam cezasının geri dönüşü yoktur. Hukuki bir sıkıntı olduğunda, örneğin idam infaz edildikten sonra kişinin suçsuz olduğu anlaşıldığında, idam affı yapabilmemiz mümkün olmayacaktır.

Üstelik idam cezasının caydırıcı olacağı konusunda kesin bir gerçeklik bulunmuyor. Örneğin Uluslararası Af Örgütü’nün rakamlarına göre, 2012 yılında dünya çapında 1923 idam cezası verilirken, idam cezasının en fazla uygulandığı ülkelerin başında Çin, ABD, Pakistan, Afganistan, Hindistan, Ortadoğu ve Arap Yarımadası ve Afrika ülkeleri geldi. Buna karşılık, Woman Stats Project’in 2011 rakamlarına göre, dünyada tecavüzün en yaygın olduğu ülkelerin başında, yani birinci grupta, ortalama her 100 bin kadından 60’ının tecavüze uğradığı Afganistan, Hindistan, Pakistan, Suudi Arabistan, Yemen, Irak, Suriye, Ürdün, İran, Sudan ve diğer Afrika ülkeleri var. Yani idam cezası bu ülkelerdeki cinsel istismar problemini çözmeye yeterli olmadı. Hatta İran’da, failin aksine, tecavüzcüsünü öldürdüğü için 26 yaşındaki Reyhaneh Jabbari idam edilişine hepimiz şahit olduk.  

Kimyasal hadım ise özünde ilaçlar ile faillerin cinsel dürtülerinin azaltılmasını hedefliyor. Yani hadımın fanatik savunucularının gözlerinde canlandırdığı gibi bir “failin cinsel organını keserek bedelini ödetme” anlamı taşımıyor. İlaçların alımı kesildiğinde neler olacağı, istismar suçunun önlenmesi için cinsel dürtülerin bastırılmasının yeterli olup olmadığı gibi sorular ise cevapsız kalıyor.

Ne Yapılmalı?

1-    Önemli olan suçluyu cezalandırmaktan çok suçun gerçekleşmesini önlemektir. Önleme ve koruma felsefesini merkezine alan hak temelli ve bütüncül bir çocuk koruma politikası hayata geçirilmelidir.

2-    Çocuğa karşı cinsel istismar suçlarının soruşturulması ve kovuşturulması sırasında delil kalitesini artırıcı, yargılamanın iyileştirilmesini sağlayıcı bir düzenleme yapılmalıdır. Örneğin çocuk cinsel istismarında zamanaşımı sorununa çözüm bulunmalı, çocuğun beyanının hukuki değeri güçlendirilmelidir.

3-    Göz ardı edilen “çocuk gelin” olgusuna çözüm aranmalı, bu konuda destekleyici değil caydırıcı yasalar düzenlenmelidir.

4-    İstismar davalarında “küçüğün rızası” aranmamalıdır.

5-    18 yaşını doldurmamış herkes çocuk sayılmalı, 15 yaşından büyük mağdurlarda “silah kullanılması” şartı aranmamalıdır. Çocuğun beyanı esas sayılmalıdır.

6-    Tahrik indirimi, iyi hal indirimi, denetimli serbestlik yasası, paraya çevirme gibi indirimler kaldırılmalıdır.

7-    Failin çocuk olduğu hallere ilişkin ayrı bir düzenleme yapılmalıdır. Failin çocuk olması halinde, eylem; fiil, cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir şekilde gerçekleştirilmemişse, failin cezalandırılması yerine onarıcı adalet ilkeleri uygulanmalıdır.

8-    Cinsel dokunulmazlığa karşı suçun failinin çocuk olması durumunda, cinsel istismara maruz bırakılan ile fail arasında yaş farkını göz önünde bulunduran bir yaklaşım benimsenmelidir. İki çocuğun “akran” kabul edilebilmesi için aralarındaki yaş farkı üçten fazla olmamalıdır.

9-    Cinsel istismar suçundan hüküm giyenler için af yasası hiçbir koşulda gündeme getirilmemelidir.

10-  Adı cinsel istismar vakasına karışmış hiçbir kurum bakanlar tarafından “"Bir kere rastlanmış olması kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz" denerek aklanmaya çalışılmamalıdır.

11-  Cezaların yeniden belirlenmesi ve kurumsal mekanizmaların oluşturulması konusunda uluslararası sözleşmeler ve iyi uygulama örnekleri oluşturan ülkelerin deneyimleri göz önüne alınmalıdır. Çocuklarla ilgili yasa düzenlemeleri yaparken pedagoglara ve çocuk alanında çalışan STKlara, uzmanlara danışılmalıdır.

12-  Pedofili konusunda toplum bilinçlendirilmelidir. Pedofil bireyler saptanmalı, mevcut tedaviler uygulanmalı, gerekirse bu kişiler için ıslahevleri açılmalıdır.

13-  Sorunun ataerkil, cinsiyetçi sistemden kaynaklanan toplumsal boyutlarının göz ardı edilmemesi gerekir. Cinsel istismar vakalarının yalnızca cinsel dürtülerden kaynaklı değil, aynı zamanda yerleşmiş bir “işgal zihniyeti”nin sonucu olduğu unutulmamalıdır. Özellikle erkeklere çocukluktan itibaren karşısındakinin istediği zaman sahip olabileceği bir beden değil bir “birey” olduğu ve karşılarındaki kişinin onları her zaman reddetme hakkı olduğu aşılanmalıdır.

14-  Tüm toplum ve çocuklar çocuk hakları konusunda bilinçlendirilmeli, özellikle ebeveynlerin çocuklarda görülebilecek cinsel istismar belirtileri ve bu durumla karşılaşıldığında neler yapılabileceği hakkında bilgi sahibi olması sağlanmalıdır.

15-  Pedagoglara danışarak, onlarla işbirliği yaparak çocuklara kendi bedenlerinin kendi alanları olduğu erken yaştan itibaren onları ürkütmeyecek bir şekilde oyunlarla-eğitimle desteklenerek öğretilmeli, istemedikleri davranışlarla karşılaştıklarında susmamaları gerektiği konusunda bilinç kazandırılmalıdır.

16-  Türkiye’nin taraf olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi, Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi ve İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere uluslararası sözleşmelere tam anlamıyla uyulmalı ve bunlara uygun düzenlemeler yapılmalıdır.

 
.

İletişim ve Kaynak Bilgisi için: gulbenlazut@gmail.com

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    SAYFALAR
    ARŞİV

    banner82

    banner95